Yıl: 2025
 
AnasayfaTakvimSSSÜye ListesiKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Karanlık.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Silje Thurid
Ravenclaw VII. Sınıf
avatar

Tarafı : Dark Side.

MesajKonu: Karanlık.   Paz Ocak 24, 2010 8:03 pm

Gözlerini şömineden ayırdı. Okulun ikinci günüydü henüz. Küçük sınıflara laf anlatmakla geçiyordu zamanı. Eğer sınıfta kalmasaydı şu an serbest bir şekilde Lord'una itaat ediyor olacaktı. Ama on sekiz yaşında, son sınıf Ravenclaw öğrencisi olmaya devam ediyordu. Evet, casusluk yapıyor olabilirdi ama okul içinde olmaktan sıkılmıştı. Hogwarts güvenli değildi zaten. Tabii bu durum sadece melekler için geçerliydi. Şeytanlar için hiçbir zaman sorun yoktu, olmayacaktıda. Zaten için ucunda hepsi melekleri öldürmeyecekler miydi? Derin bir nefes alarak doğruldu ve çıplak ayaklarını taşa bastı. Hafif soğukluk gelmişti ama Silje'yi serinletmeye yetmemişti. Gece olsa bile bunaltıcı bir sıcak hakimdi havaya. Uzun saçlarını toplayıp tekrar ellerinden bırakmıştı. Parlak yeşil gözlerini pencereye doğru çevirip sessiz adımlarla yaklaştı. Siyah bütün göğü ele geçirmiş olsada yıldızlar parlamaya devam ediyorlardı. Pencereyi açıp sıcak havanın yüzünü yalayıp geçmesine izin vermişti. Terli olan ensesine kadar ulaşan meltem hafif bir serinlik vermişti. Ellerini pencerenin eski çerçevesinde gezdirdi. Tam elini çekmişti ki arkasından gelen ufak bir sesle tüyleri diken diken olmuştu. Başını hafifçe arkasına çevirip sesin geldiği yöne baktı. İkinci sınıf öğrencilerden birisi kalkıp ortak salona gelmişti. Üstelik kızdı. Küçük kız gözlüğünü düzeltip Silje'ye meraklı gözlerle bakmaya başlamıştı. Silje ise hiç umursamadan pencereyi kapatıp kıza doğru döndü. Ufaklık hemen koltuklardan birisine oturup ellerini göğüs hizasında birleştirdi. Hiçbir şey olmamış gibi Silje kızın yanına gelmişti. Uzun boyunun yanında kız fazla kısa kalmıştı. Bir kediyi andıran yeşil gözlerini kıza çevirip tek kaşını kaldırdı.

"Gece buralarda dolaşılmayacağını bilmiyor musun ufaklık?"
"Sen neden dolaşıyorsun o zaman?"
"Şöyle söyliyeyim. Öncelikle senden yaş olarak büyüğüm ve daha önce benimle karşılaşmamış olabilirsin. En azından yüzyüze. Gece buralarda kimin dolaşacağına veya uyuyacağına ben karar veririm seni sümsük!"
"Ah, öyle mi? Kimler dolaşabiliyormuş o zaman?"
"Senin gibi melezler dışında herkes! Ah, birde bulanıklar var tabii. Her neyse önemli olan senin şu anda buara olman, anlıyorsun değil mi? Şimdi, defol!"

Sinirli bir şekilde kızın gitmesini bekledi. Arkasından kaşlarını çatmış bir şekilde bakıyordu. Kız ise söylene söylene yatakhaneye gidiyordu. Başını hızla öne eğip kendiside ilerlemeye başladı. Yatakhane oldukça loştu. İçeride çıkardığı gürültü yüzünden hemen hemen herkes uyanmıştı veya homurdanıp tekrar tatlı rüyalarına geri dönmüşlerdi. Dolabından formasını çıkarıp hızlıca üstüne giydi. Aynada kendisine bakmaya çalışıyordu. Sarı dalgalı saçları omuzlarından aşağıya dökülüyor, aralarından -ışık yüzünden- siyah duran gözleri dikkatli bir şekilde üstüne bakıyordu. Ravenclaw cübbesinin altında yarısı açık ve üstüne tam oturmuş bir gömlek, boynunda ise bol bir kravat vardı. Eteği oldukça kısa olsada pek umursamıyordu. Saçlarını eliyle düzeltip yatakhaneden dışarı fırladı. Bir kedi gibi sessiz bir şekilde ilerliyordu. Eğer birisini görürse hemen üstüne atlayabilirdi. Bahçeye çıktığında temiz havayı içine çekip dış kapıya doğru ilerlemeye başladı. Kapının orda biraz duraklayıp dışarıya adımını attı.

Dar sokağa geldiğinde gözleri yeri gözetliyordu. Çarpık ve çıkıntılı taşlara takılıp düşmemek için aşırı dikkat ettiği her halinden belli oluyordu. Karanlık yolda önünü pek fazla görmeden ilerlediği için böyle bir durumdaydı. Hemen hemen beşer metrede bir lamba olması ve çoğunun yanmaması sinir bozucu bir şeydi. Elini yorgun bir şekilde cebine atıp buruşmuş sigara paketini çıkardı. İçinden öylesine bir sigara çekip eliyle hafif bir şekilde düzeltti. Dudaklarının arasına koyup çabucak yaktı ve içine çektiği dumanla yüzünde tatlı bir gülümseme oluşmuştu. Paketi tekrar cebine atıp Helgria Park'ına doğru yolunu çevirdi. Orayı seviyordu. Sessiz ve karanlıktı. En azından pek uğrak bir yer değildi. Parka girdiğinde gözüne kestirdiği ilk banka oturup başını geriye attı. Az kalmış sigarasını hafif hafif içine çekiyordu. Yeşil gözlerini rahatsız bir biçimde kapatıp sessizliği dinlemeye başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lorenzo d'Arrìgo
Ölüm Yiyen
avatar


MesajKonu: Geri: Karanlık.   Ptsi Ocak 25, 2010 6:02 pm

Rüzgârda savrulan bir tüy gibi hissediyordu kendini. Gecesi gündüzü farklı yerlerde geçiyordu. Aciz gibi görünüyordu fakat bu hâline o kadar alışmıştı ki uluorta konuşabilirdi. On beş dakika kadar önce bulduğu ilk bara ateşviskisi içmek için girdi. Şu anda da dördüncü bardağını bitirmek üzereydi. Kimsesi olmadığından düşünecek bir şeyi de yoktu. Bunun için içi rahattı. Bardağındaki içkiyi tamamen bitirdiğinde göz ucuyla saate baktı. Gece yarısına ramak kalmıştı. Gitme vaktide gelmişti. Yavaş bir şekilde oturduğu iskemleyi geriye iterek ayağa kalktı. Cebinden çıkardığı birkaç galleonu masaya koyarak kapıya doğru hızla yürüdü. Kendine doğru kapıyı çekerek kendini gene boş sokaklarda bulmuştu; yalnız. Hafif bir rüzgâr vardı dışarıda, kapının önünde birkaç saniye gözlerini kapattı; rüzgârın sesini dinledi. Ne de olsa rüzgâr nereye sürüklerse oraya gidiyordu.

Boş olan sokakta sessiz bir şekilde yürüyordu. Masmavi gözlerini gökyüzüne çevirerek ayı aradı. Adımlarına ara vermiyor, gözleriyle etrafı süzüyordu. Az sonra adımlarını biraz daha yavaşlattı. Derin bir nefes aldı, ilerideki bir taşın üstüne oturdu. Ellerini ceketinin cebine soktu. Etrafa boş boş bakarken ne yapacağını düşündü. Tekrar derin bir nefes aldı ve geri verdi. Rüzgâr, havayı biraz olsun serinletmişti. Kafasını sağ tarafa çevirdiğinde sokak lambasının en yakın nerede olduğuna baktı. Sokak lambası yoktu. Sadece ayın verdiği ışıkla aydınlanabilecekti. Kafasını sol tarafa çevirdiğinde kendinden bayağa uzakta bir lamba görebilmişti. Ayrıyetten kendinden başka bir yaşam belirtisi daha görmüştü. O cisim bile ondan uzaktaydı. Uzaktan ve karanlıktan pek seçilmiyordu. Birkaç saniye sonra bir banka oturmuştu ama. Oturduğu taşın üzerinden kalkarak o siluetlinin olduğu yere ilerledi. Yabancı, tanıdık-ki bundan ümitli değildi- kim olursa neden buraya geldiğini soracaktı. Ne yaptığını bilmeden ilerlemeye devam etti. Birkaç adım sonra oturan kişinin yüzünü seçebildi. Genç bir kızdı. Sarı saçları ve bembeyaz bir teni vardı. Ayın ışığı ile bir hayli parlak bir renk almıştı. Gözleri kapalıydı, elinde de bir sigara vardı. Birkaç adım ve birkaç saniye sonra oturan kişiyi çıkarabilmişti. Bu kızı daha önceden de görmüştü. Buradaydı gene. Silje! Evet, evet. Silje... Yüzüne hayran kalmıştı ilk gördüğünde. Şimdiyse tekrar buradaydı. Lorenzo cebinden asasını çıkarıp Silje'ye doğrulttu. Bildiği en kolay büyü ile elindeki sigarayı kendi eline geçiriverdi. Bir anda elinden kaybolan sigaraya bakan Silje'ye gülümseyerek baktı ve, "Bir şey kaybettin sanırım, ufaklık?" dedi, elindeki sigaraya bakarak. Ardından parmakları arasındaki sigarayı ağzına götürdü ve içine çekti dumanı, geri verirkende Silje'ye doğru gitmesi için özen gösterdi. Küçüklerle uğraşmayı seviyordu. Belki de gücü sadece onlara yetiyordu. Bilmiyordu, sadece şuanın tadını çıkarmak hoşuna gidiyordu. Az kalmış sigarayı biraz daha içerek Silje'nin gözü önünde yere atarak üstüne bastı. Ardından elindeki asayı ceketinin cebine koydu ve Silje'nin yanına ilerledi. "Buralarda dolaşmanı beklemiyordum. Hangi rüzgâr attı?" dedi, kızın yüzüne doğru bakarak. İlk defa gözlerinin rengini seçebiliyordu. Yeşildi. Sarı saçları ve beyaz teniyle çok uyumluydu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Silje Thurid
Ravenclaw VII. Sınıf
avatar

Tarafı : Dark Side.

MesajKonu: Geri: Karanlık.   Ptsi Ocak 25, 2010 6:55 pm

Ayak sesleri... Hafifçe yere basılan ve yerde ezilen kum tanelerinin sesini duyuyordu. Sonunda kendisine yakın bir yerde durduğunu hissetmişti. Başını kaldırıp karşısındaki kişinin suratına baktı. Tanıdık geliyordu. Elindeki sigarasını alıp içmeye başlamıştı. Silje'den izin almış mıydı? Hayır. Yere düşen izmarite baktı. Karşısındakinin ayağının altında bir böcek gibi ezilmişti. Yere bakan gözlerini yavaş yavaş yukarı çıkararak suratına kadar geldi. En sonunda gözlerini onun gözlerinden ayırmadan biraz bekledi. "Ufaklık? Evet bende öyle diyordum. Hey, söylesene madem ufağım neden benimle muhatap oluyorsun?" Cebinden sigara paketini çıkartırken gözlerini ayırdı. Yine dudaklarının arasına sigarasını yerleştirip karşısındakine hiç uzatmadan geri yerine koydu paketi. Daha demin Silje'nin suratına üflemişti değil mi? O zaman sıra Silje'deydi. İlk dumanını yavaş ve yoğun bir şekilde suratına üfledi. *Uhm, adı neydi? Garip bir şeydi. İtalyan uyruklu ama ismi..? Lanet! Hadi ama hatırlayabilirim. L'yle mi başlıyordu? Evet, evet. Loren miydi? Bir eki daha vardı sanki? Her neyse, böyle hitap etmem yeterli olur* Üstündeki cübbesini düzeltip gömleğini biraz daha aşağıya indirdi.

Hafif rüzgar saçlarının azda olsa uçuşmasına sebep oluyordu. Eliyle saçlarını düzeltip sigarasından biraz daha içti; ama bu sefer dumanı Loren'e değil yere doğru üfledi. İkinci soruya gelince biraz durakladı. Ne demeliydi? Okuldan kaçtım? Zaten belli oluyordu. Yeşil gözlerini yere çevirerek sigarasını ağzından aldı. "Eğer sen Hogwarts'da sekizinci yılını geçiriyor olsan emin ol daha ilk günün, ilk saatlerinde kaçmayı tercih ederdin, Loren." Berbat bi' İngilizce konuşmuştu. Eh, böyle konuşmaya alışkın değildi. Genelde İngilizlerle bile Danimarkaca konuştuğu için pek umursamadı. Zaten ismini doğru düzgün telafuz edemiyordu. Tamam bir fiyasko. Tekrar banka yaslanıp hafifçe kenara kaydı. En azından Loren'de oturabilirdi. Banka ayı gibi yayıldığı gerçekti. Evet, ama onun geleceğini bilmiyordu değil mi? Bu durumda suç Silje'de değildi. Loren'de de değildi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Karanlık.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts Cadılık & Büyücülük Okulu :: Merkez :: Geçmiş-
Buraya geçin: