Yıl: 2025
 
AnasayfaTakvimSSSÜye ListesiKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Unholyness.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Claudia Chelestis
İksir Profesörü
avatar


MesajKonu: Unholyness.   Salı Ocak 19, 2010 8:33 pm

Soluk ay ışığının altında günahkarların kurtuluş anahtarıymışçasına parlayan Meryem Ana heykeline dikili gözlerini kırpıştırdı genç cadı. Oldu olası kutsal kabul edilen mekanları sevmemişti, dindar insanları olduğu gibi. Soyut şeylerle arasının pek iyi olduğu söylenemezdi, hele ki anlamak için asla zihnini yormayacağı karmaşık konularla. Din onun için sadece bir kelimeden ibaretti, ve yabancı bir kavramdan. Koyu katolik ailesi onun bu umarsızlığı yüzünden kızlarına baskı yapmamış değildi, ona dinlerini öğretmeye de çalışmışlardı ve başarılı da olmuşlardı bu konuda; sonuç olarak Claudia teoloji konusunda çokça bilgiye sahipti, o kadar. Soğuk ve nemli havayı ciğerlerine çekip gözünün üstüne düşmüş olan bir tutam saçı geriye attı, önemli biriyle olan görüşmesine geç kalmaktan iki taraf da hazzetmezdi.

Normalden biraz -farkedilir biçimde çok değil- kısa olan boyunu gizlemek amacıyla, rahat etmese bile giydiği topuklu ayakkabıların kilisenin tahta zemininde çıkardığı sesin üst katta uyuyor olması gereken rahibeyi uyandırıp uyandırmayacağını merak ederken, uyandırması gibi bir durumda ne yapacağını bilmenin verdiği keyifle hareketlerine dikkat etmiyordu. Aslına bakılırsa elinde asası varken üstüne bir Muggle ordusu bile gelse kendisine birşey olmayacağına kanaat getirmişti, buna biraz da kibrinin etkisi denilebilirdi tabii. Her tarafı çevreleyen heykeller ve renkli camlar, dini motiflerle süslü kemerlerin arasında huzursuz bir şekilde ilerleyen genç kadın en sonunda sunağa kadar uzanan tahta banklara geldiğinde en arkadaki birine bıraktı yorgun bedenini. Cisimlenmekten hala korkması trajikomik bir durumdu, Muggle ulaşımını ya da yürümeyi tercih etmek zorunda kalması da bunun acınası bir sonucuydu. Gözlerini kapatıp başını bankın arkalığına yasladı. Jaska henüz gelmemişti.

_________________

    Ma passion est simple. Mon meilleur est toujours satisfait.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jaska Ilmarinen
Büyücü


Tarafı : Come to dark side. We have cookies.

MesajKonu: Geri: Unholyness.   Çarş. Ocak 20, 2010 12:04 am

Karşısında duran İsa heykeline baktı. Ne zaman buluşma yerlerinden beri kiliseyi tercih etmeye başlamıştı? Dindar biri değildi, aksine zaman zaman kendisinin Tanrı olduğunu ima ettiği bile oluyordu. Peki, gerçekten varsa ve bu duruma başından beri sokan da oysa? Küçüklüğünden beri bu tür soruları reddetmeyi seçmişti, kendisinden yüksek bir güç olduğunu kabullen miydi ona zor gelen, içinde bulunduğu iğrenç dünyanın birinin eseri olduğunu bilmek mi yoksa eğer bir Tanrı varsa varoluşunu nasıl açıklayacağını içten içe merak edecek olması mı? Her zaman için merak ettiği şeylerden biriydi varoluşunun nedeni. Dokuz-on yaşlarında Tanrı'nın bir çocuğa benzediğini söylemişti gittiği o özel Katolik okulunda, hepimizle oynuyor demişti. Kaderimiz bizim geleceğimizse, her şey belliyse neden akışına bırakmadıklarını ilk kez o zaman sorgulamıştı. Belki yaptığı hiçbir şeyin bir anlamı yoktu ve boşuna uğraşıyordu o kadar rahip, o kadar aziz. Tamamen kendi içinde çeliştiği söylenebilirdi. Zaten bir süre sonra bu tür düşünceleri de ilginçliğini yitirmeye, anlamsızlaşmaya başlamış ve içindeki bir dine sahip olma ihtiyacı kaybolmaya yüz tutmuştu. Oysa şimdi tekrardan bir kilisenin önündeyken bu yaptığının, düşüncelerinin günah olup olmadığını yadırgıyordu, saçma ve gereksiz bir eylem.

Esen soğuk rüzgâr önce solgun tenine temas etti, ardından saçlarıyla hafifçe oynayarak tepkisiz yüzüne doğru hamle yaptı. Buraya geldikten sonra zihninin tam anlamıyla karışmasından mı bilinmez hiçbir şeyi fark etmemişti genç adam, belki günde onlarca cinayete sebep olan genç adam. O bir aziz değildi veya bir peder; ileride kendi adına verilecek bir kilise de olmayacaktı. Hayır, o bunların çok daha ötesinde bir güce sahip olduğunu savunuyordu, yozlaşmış düşüncelerle uğraşmaktan çok cinayet işlemeyi tercih ediyordu. Acısız, belki biraz korku dolu ufak cinayetler. Kiliseye sadece Hogwarts’ta ki casus ile buluşmak için geldiği göz önüne alınırsa kim söylerdi onun yaptıklarından sorumlu olmadığını, kim söylerdi yavaş yavaş duyguları körelerek ruhsuz bir bedene sahip olduğunu?

Kilisenin kapısını araladı ve bir süre meşalelerden yansıyan ışığın duvarda, renkli pencerelerde oynaşmasını büyülenmiş gibi izledi. Krem duvarlar önce yavaşça karanlığa gömülüyor sonra tekrardan çoğalıyordu. İstediği şey ise orada duruyordu; genç kadının bedeni, aklından geçenler, bilgiler. Dışarıda bir çift edasıyla oynadıkları oyun, içeriden ne kadar farklıydı aslında, lord ve gizli bir casus. Kolunda bir işarete bile sahip olmadığından muhtemelen hiçbir şüpheyi üzerine çekmiyordu. Zamanla buluşma sayıları sıklaşsa dahi iki tarafında herhangi bir şikâyeti olduğunu sanmıyordu bundan, aksine hoşuna bile gittiği söylenebilirdi. İnsan içinde buluşmalar, oynadıkları küçük oyun sonucu edindiği bilgiler… Belki de bu durumdan aldığı eğlence sadece oyundan kaynaklıydı, bilgi ihtiyacından değil. Yavaş adımlarla yanına yaklaştı ve kilisede kendilerinden başka kimse olmasa da her zamanki tiyatronun bir parçasıymış gibi elini saçlarında gezdirdi ve kulağına yaklaştı.
"Buluşmamızın amacını merak etmiyor değilim."

_________________
pretend you are happy when you are blue
it is not very hard to do
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Claudia Chelestis
İksir Profesörü
avatar


MesajKonu: Geri: Unholyness.   Çarş. Ocak 20, 2010 1:27 pm

Eski kilisenin yoğun ve ılık havasını içine çekerken bu buluşmaları hangi sebepten ötürü hala devam ettirdiğine bir açıklık kazandırmaya çalışıyordu uyumanın düşüncesiyle ağırlaşmış zihni. Sonuna kadar Bakanlığa bağlı bir kurumu yaşamını sürdürdüğü yer olarak kabul edişine rağmen her türlü etiğe, her türlü kurala karşı gelerek Voldemort'un eski müritlerince seçilmiş yeni Lordla buluşup, ona bilgi vermenin getirdiği tehlike tutkusu muydu, yoksa sadece Jaska’yla geçmişinden kaynaklı onu görme isteği miydi, bilmiyordu. Açıkçası buna bir cevap getirme gibi bir niyeti de bulunmuyordu o sırada, zira olayın karmaşıklığı çözüldüğünde her şey sıradanlaşacaktı, sıradanlık da hiçlikti.

Saçlarında dolaşan el ve tenine değer soğuk nefes onu ürpertmek için oldukça yeterli olmuştu. Demek gelmişti işte, belki de hayatında ilk defa bir andan korkuyordu genç kadın, ama insan umutsuzca istediği şeyden korkmaz mıydı zaten? İşlerin istediği gibi gitmeyişi, başarısızlık, yenilgi… Değer verilen şeyin üstündeki milyonlarca kötü olasılık, tadını çıkarmak gereken anları bile paranoyakça geçirmeye yarayabilirdi zira. Gözlerini açtı yavaşça, karanlığa alışmışken loş ışık bile ona can acıtıcı gelmişti ilk anda. Bulanık görüşüne sarı saçlar da dahil olunca dokunma yönünde tuhaf bir istek duydu, nitekim bunu sorgulamadan yaptı da. Hareketlerinin sonucunu düşünmezdi. Toplum içindeki buluşmalarında oynadıkları küçük, eğlenceli oyunu Jaska buraya da taşımışsa Claudia da rahatlıkla devam ettirebilirdi, içinden geldiği gibi davranması yeterliydi zaten. İnce uzun parmakları saçlarında dolaşırken kulağına ulaşan kelimelerin sonucu olarak gülümsedi, çehresine korkuları değil de, sadece huzur ve isteklerini bastırmaya harcadığı gücün izleri yerleşmişti.

” Buluşmamızın amacını merak etmiyor değilim. “

Buluşmanın amacı. Ah, evet bu konu üstünde biraz düşünmüştü, sorusuna nasıl cevap vereceği hakkında yani. Ne demeliydi ona? ‘O kızı öldürürken aklınızdan ne geçiyordu’ mu? Muhtemelen, cevabı olumlu olacaksa bu soruyu sorması büyük bir hata olurdu. Nitekim bu olayın yeni bir savaş için zemin hazırladığı aşikardı, ve eğer bunun sorumlusu Jaska ya da müritlerse onların gözünde kötü görünmemeye dikkat etmeliydi, kendisini tehlikeye atmayı isteyecek biri değildi ne de olsa. Derin bir nefes alıp, sanki havanın güzelliğinden konuşurmuşçasına yumuşak bir ses tonuyla dikkatlice seçerek söyledi kelimeleri.

” Tahmin edebilmeni beklerdim, zira öncekilerden pek de farklı sayılmaz. Cinayet… Bilirsin, tüm okul –öğrenciler de dahil- sizin yaptığınızı düşünüyor. “

Bir soru sormasa dahi cevap istediği açıkça belli oluyordu, yine de soğukkanlı ifadesini suçlayıcı bir tonla bozmamıştı. Elini Jaska’nın saçlarından çekip kucağına koydu, yavaşça birkaç santim uzağındaki yüzüne dönüp alışkın olduğu hatları loş ışıkta incelerken sadece bakmakla yetineceğini biliyordu, kendisine gem vurabilecek derecede iradesi olduğu aşikardı.

_________________

    Ma passion est simple. Mon meilleur est toujours satisfait.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jaska Ilmarinen
Büyücü


Tarafı : Come to dark side. We have cookies.

MesajKonu: Geri: Unholyness.   Perş. Ocak 21, 2010 9:25 pm

” Tahmin edebilmeni beklerdim, zira öncekilerden pek de farklı sayılmaz. Cinayet… Bilirsin, tüm okul –öğrenciler de dâhil- sizin yaptığınızı düşünüyor. “

Yavaşça doğruldu ve bir an için kilisede olduğunu unutarak kısık sesle bir küfür savurdu. Onların işlediği belli bile olmayan bir cinayetin sorumluluğunu mu üstlenecekti, bunun uğruna ölüm yiyenleri bakanlığa mı salacaktı? Bakanlığın özellikle de kendisine cephe alacağını biliyordu, yakında bu kışkırtılmış tablonun öfkeyle dolacağını ve sokaklarda ölüm yiyenlerin cesetlerine rastlayacağını. Ateşe karşılık ateş, ölüme karşılık ölüm. Belki Jaska'ya her türlü yakıştırmayı yapabilirdiniz lakin her şeye karşı tepkisiz kalacak bir insan değildi. İnsanları ölüme gönderme gibi bir aptallık yapmazdı büyük ihtimalle. Korkuyor muydu hayatların kutsallığını, kimse tarafından oynanmaması gerektiğini fark ettiğinden ve özellikle de buna ters düşen bir zihniyete sahip olmasından? Varlıkları umursadığı söylenemezdi aslında. İsa kadar mükemmel değildi, olamayacağını da biliyordu. O, Lazar'ı bağışlamıştı oysa ve insanların iman etmesini sağlamıştı. Peki, eğer Lazar'ın yerinde o olsaydı bağışlanır mıydı? Hiç sanmıyordu. Kendisi dâhil olmak üzere çoğu kişi, -ister sihir bakanı ister bir ölüm yiyen olsun- hepsinin içinde bulunan güç arzusuydu ve onları savaşa, vahşete sürükleyende buydu. İnsan yapısının bencilliği, elindeki ile yetinememe duygularından payını almıştı herkes istesin ya da istemesin. İşte bu yüzden, Lazarus kadar iyimser olamadığı için belki ona imrenme besleyebiliyordu. Ve Tanrı'ya affedilmek için yalvarmıyordu, gereksizdi. Asit yeşili gözleri açılan günah çıkarma odasının kapısına kaydı. İçinden yaşlı bir adam çıktığında afalladı. O, bu haline karşılık mutlu muydu? İnsanlar, herhangi bir dine sahip olduğunda ona iman ettiklerinden dolayı mutlu mu oluyorlardı? Öyleyse Tanrı ne diye bazılarını çelişkiye düşürüp onu sorgulama hakkı tanıyordu?

O balçık yoğunluğundaki gecede inkâr edilemeyecek birkaç gerçek bulunuyordu; o kızı kimin öldürdüğü ve neden hâlâ davranışlarının insancıl sayılabildiği. Aslında, emin değildi böyle olmaması gerektiğinden, umursamasa da hayatları kutsallığa karşı büyük bir saygı besliyordu. Her şeye karşı tepkisiz kalmak, duygularının yok olmasına izin vermek ve diğerleri gibi acımasızlığa sürüklenmek ona göre sayılmazdı. O, olduğu şeyden memnundu ve belki bu yüzden Josephine'nin ölümünün kendisiyle ilgisi olmadığını savunabiliyordu. Bakanlığın ve okulun düşüncesine ters de olsa herhangi bir ölüm yiyenin suçu olup olmadığı bile net değildi. 1998 yılındaki cinayetle bağlantılı mıydı her şey yoksa tesadüf müydü o da kesinleşmemiş bir olguydu. Yine de içini yiyen bir merak duygusu yoktu, sadece sonuçlarıyla ilgileniyordu. Arada bir şüpheye düştüğü de oluyordu elbette, ya müritlerden biri öldürmüşse ve bu savaşa bir ortam hazırlamışsa? Ona verilecek ceza belli olsa da sonu bir o kadar da belirsizdi. Bütün olaylar sona erip hiçbir ölüm gerçekleşmemiş gibi devam edebilecekler miydi? Potter bakanlığı ona karşı kışkırtırken engelleyebilecek miydi bütün olayları yoksa aksine o da yaratıkları kışkırtıp karşılık mı verecekti? İnsanların eline bir silah ver, oyuncak niyetine kullansın; yaratıklara sadece vahşeti sun ve olacakları izle.


“Sen ne düşünüyorsun Claudia? Sence o lanet kızı biz mi öldürdük?”

Gözleri tekrardan kızda sabitlenirken bir an için, sadece o kısa süre için aklına eski anıların doluşmasını izledi. Hogwarts’ta yedinci senesi, Slytherin ortak salonu, dudaklarını genç kızınkilere bastırıyor, elini ipeksi saçlarının arasından geçiriyor, aralarında görünmez bir bağ olduğunu hissediyordu. Kendisi için bir tür Tanrıça rolünü üstlenmişti Claudia okul dönemlerindeyken, hâlâ bu düşüncesinin izlerini hissedebiliyordu ona baktığında. Buluşmalarının sıklaşmasının bir yan kolu da bu muydu peki? Ne zamandan beri geçmişi anmaktan rahatsız olmamaya başlamıştı ki? Claudia ile ne zaman ilişkilerinin bittiğini ve ondan sonra hiçbir şey olmamış gibi sadece bilgi amaçlı buluşmaya başladıklarını hatırlamıyordu.

_________________
pretend you are happy when you are blue
it is not very hard to do
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Claudia Chelestis
İksir Profesörü
avatar


MesajKonu: Geri: Unholyness.   Cuma Ocak 22, 2010 10:46 pm

Jaska'ya bakarken, muhtemelen yaklaşmakta olan tehlikeye karşı duyduğu endişe yolun biraz aşağısındaki kafeden yükselen müzik gibi gelip geçmişti. Zaten, niye endişelenecekti ki aslında? Jaska Darren'la olanları duyup, bir tür 'çift taraflı ajan' olduğunu falan düşünecek ve onu da düşmanı olarak benimseyeceği için mi? Eğer yaşadıkları normal birinin hayatında gerçekleşmiş olsaydı, endişelenebilirdi tabii ki. Ama durumun bundan biraz daha farklı olduğu aşikardı, şöyle ki Claudia bunların gerçekleşebileceğine dair tek bir düşünce bile geçirmiyordu zihninden. Zaten hayatta en çok korktuğu ne olabilirdi ki, en çok çekindiği? Aklına olası bir cevap bile gelmeyen biri nasıl olur da en kötü ihtimalle sonu ölüm olan bir durumdan endişe duyardı? Bir zamanlar, birileri ona ölü insanlarla çevrili olduklarını söylemişti. Yollarda yürüyorlar, yiyip içiyorlar, kitap okuyup filmlere gidiyorlar ve önemli insanlarla tanışıyorlar. Ölü insanların, canlı insanlardan farklı olarak kalpleri çarpmaz, duyguları olmaz, heyecanlanmazlar. Yanlızca akıllarını, zihinlerini kullanırlar ve dünyada olup bitenlere dair bilgileriyle, görüşleriyle böbürlenmeye meraklıdırlar. Onu korkutuyordu bu tür bir ölüm, diğer türlüsü sadece kapanan bir kapı, bir sona erişti; sürekli bir ızdırap değil. Biz insanoğlu bunu hep yapıyoruz; kendi tasarladığımız, bizim yarattığımız bir dünyanın içinde tutuklu kalıyoruz. Ve bu dünyamız son bulduğu anda, korktuğumuz şeyin aslında fiziksel ölüm değil de, hayallerimizin ve dünyamızın sona erişi olduğunu anlıyoruz, her ne kadar bu farkındalığa geç ulaşsak da.

Daha önce detaylıca incelemediği kilise mimarisine, Jaska'nın cevabını beklerken gelişigüzel bir göz atma fırsatı yakalamıştı. Altarın üstündeki altın rengi şamdanlar meşalelerin ışığını yansıtıp göz kamaştırıcı bir parıltı saçarken, Meryem Ana ve aziz heykellerinin cansız profilleri, sabit bakışlı gözleri ve donuk kıvrımları değişik bir hava katıyordu kiliseye, hareketlilik ve estetiği olduğu kadar boşluğu ve donukluğu da kaplayan bir ritüel merkeziydi sadece. Tipik neo-gotik mimarinin yoğunlukta olduğu, güllerin ve yıldızların ağırlıkla işlendiği yüksek kemerler, İsa ve havarilerinden kesitlerle süslenmiş tavan, ve diğer bilindik korkutucu sembollerle burası Tanrı'nın evi yerine daha çok bir tür sahte mâbedi andırıyordu Claudia için. Alçakgönüllü bir Tanrı için fazla görkemli değil miydi tüm bunlar? Tabii İsa'nın Çarmıha Gerilişinin gerçek boyutlardaki kanlı kopyaları da muhtemelen Tanrı'nın sevgi dolu varlığının simgesiydi. O daha 4-5 yaşlarındayken, gittiği kiliseyi hatırlatmıştı bu ona. Her tür düşüncenin henüz olgunlaşmamış zihnine egemen olabileceği bir dönemde, küçük bir kızla rahibe arasında gayet sevecen bir konuşma da geçmişti. " Bu adam niye çivilenmiş? Ne yapmış? " Korku filmlerindekileri andıran çivili, ağır bir kapının önünde duran rahibe sert bir ifadeyle cevap vermişti sorusuna. " Senin günahların yüzünden çivilendi, ama Tanrı onu yanına aldı. " İşte bu çok mantıklıydı, dinlerinin basit bir özeti sadece. " Ne zaman oldu ama bu, onu niye tanımıyorum? " - " Sen doğmadan 2000 yıl önce öldü. " O sırada sahip olduğu engin hayalgücüne rağmen olasılığını bile reddettiği türden bir inanıştı bu. O zamandan beri milyonlarca insanın sorgusuz sualsiz inandığı bu 'teoriyi' Claudia irdelemiyordu bile, kaldı ki inansın. İnsanların amaçsızca gezinip, her hayatın kontrolünü ellerinde tuttukları bir dünyada Tanrıya yer var mıydı, olsa bile bütün bunlara niye göz yumuyordu? Bu çatının altındaki tek tanrısal varlıklar, onlardı.

" Aslında kimin kimi öldürdüğü umrumda değil. Bilirsin, ben sadece sonuçlarıyla ilgileniyorum; daha doğrusu ilgilenmek zorunda kalıyorum. "

Sıkılmış bir ifadeyle gözlerini yeniden Jaska'ya sabitlerken onun da bunu bildiğinden emindi. Claudia hayatının hiçbir döneminde etrafında olup bitenlerle ilgili olmamıştı, lakin sonuçları onu ilgilendirecekse o da bunlara bulaşmak durumunda kalırdı; ki hayatının bir döneminde Jaska da yer aldığına göre bunu bilmesi olasıydı, ama unutmuş olma olasılığını da göz ardı etmiyordu. Kelimeleri duymayı beklerken elinin kavranışı ve yanında oturan adamın peşi sıra, sıraların etrafına dizilmiş heykellere ilerleyişi genç kadını kısa bir süreliğine şaşırtmıştı, fakat az sonra duyacağı kelimeler kadar değil. İkisi bir Matta heykeli önünde dururken, dikkat ve hafif şaşkınlıkla açılmış gözleri ilgisini hiç çekmeyen heykelden ziyade Jaska'nın üstündeydi.

" Tanrı'nın evinde de yalan söyleyebilir misin? Eğer hiçbir ölümü umursamıyorsan buluşmalarımız ve bu konuya olan ilgin neden? Bana, O'na inanmadığını söylemeyeceğini düşünüyorum Claudia, herkesin içinde biraz da olsa inanç vardır. "

" Burası Tanrı'nın evi değil Jaska, ben de yalan söylemiyorum. İlgimin neye yönelik olduğuna gelince, senin fikrin ne? Ben buraya ölen kişilere önem verdiğim için gelmiyorum, zaten hiç tanımamış olduğum insanların hayatlarının son bulmasına niye önem vereyim? Buraya yaşayan insanlara verdiğim önem için geliyorum, Bakanlık ve sizin aranızda çıkacak bir tartışma istemiyorum. Ya ihtiyacınız olan bilgileri iyi olmayan yollardan alırsınız, ya da ben söylerim. Tercihin ne? Ve Jaska, ben tek bir Tanrı'ya inanmıyorum, hepimiz kendilerimizin Tanrılarıyız. Aksi halde burada olur muyduk, kendi irademizi, kendi bilincimizi kullanarak istediğimiz yola sapar mıydık? "

_________________

    Ma passion est simple. Mon meilleur est toujours satisfait.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Unholyness.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts Cadılık & Büyücülük Okulu :: Merkez :: Geçmiş-
Buraya geçin: